27 Haziran 2026 Cumartesi

Bayrampaşa’da Uluslararası Vicdan Buluşması-Yılmaz Parlar

 

  

Sürgün Mağdurları ve Soykırımla Bağlantılı Göçler Konferansı Geleceğin Barışı İçin Ortak Hafızayı Güçlendirdi

Geçmişi Hatırlamak, Geleceğin Barışını İnşa Etmektir

Tarih boyunca yaşanan sürgünler, katliamlar ve zorunlu göçler yalnızca belirli milletlerin değil, bütün insanlığın ortak vicdanında derin izler bırakmıştır. Bu acıların doğru şekilde hatırlanması; intikam duygusunu değil, adaleti, insan haklarını ve kalıcı barışı güçlendiren bir bilinç oluşturmalıdır. Türk devlet geleneğinde ve kültüründe yer alan merhamet, adalet ve insan onuruna saygı anlayışı da tam olarak bu düşünceye dayanmaktadır. Geçmişte yaşanan acıları unutmadan, kin üretmeden, gelecekte benzer felaketlerin yaşanmaması için ortak hafızayı canlı tutmak; daha adil, daha huzurlu ve daha barışçıl bir dünyanın temelidir.

Bu anlayış doğrultusunda düzenlenen "Sürgün Mağdurlarına Destek ve Soykırımla Bağlantılı Göçler Uluslararası Konferansı", farklı coğrafyalarda yaşanan insanlık dramlarını bilimsel ve hukuki yönleriyle ele alırken, ortak mesaj olarak "İntikam değil adalet; nefret değil barış; unutmak değil hatırlayarak geleceği inşa etmek" düşüncesini öne çıkardı.

Bayrampaşa'da Uluslararası Konferans Yoğun Katılımla Gerçekleştirildi

26 Haziran 2026 Cuma günü Bayrampaşa Mehmet Akif Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen "Sürgün Mağdurlarına Destek ve Soykırımla Bağlantılı Göçler" Uluslararası Konferansı, BULTÜRK Derneği, Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansı ile Sosyal Stratejik Çalışmalar ve Analitik Araştırmalar Merkezi iş birliğiyle düzenlendi.

Programa kamu kurumlarının temsilcileri, akademisyenler, sivil toplum kuruluşları, araştırmacılar ve çok sayıda davetli katıldı.

Konferansa Bayrampaşa Kaymakamı Abdullah Çiftçi ile Bayrampaşa Belediye Başkan Vekili İbrahim Akın da iştirak etti. Program kapsamında Azerbaycan heyeti tarafından uluslararası iş birliğine verdikleri destek nedeniyle iki protokol üyesine plaket takdim edildi.

Programın moderatörlüğünü BULTÜRK Genel Sekreteri Aysu Akbaş üstlenirken, açılış konuşmalarını BULTÜRK Genel Başkanı Rafet Ulutürk ile Sosyal Stratejik Çalışmalar ve Analitik Araştırmalar Merkezi Başkanı İlgar Hüseynli gerçekleştirdi.

Açılış Mesajı, Adalet ve Ortak Hafıza

Açılış konuşmalarında, sürgünlerin ve soykırımların yalnızca geçmişte yaşanan acılar olarak görülmemesi gerektiği, bunların uluslararası hukuk, insan hakları ve gelecek nesillerin barış içinde yaşayabilmesi açısından büyük önem taşıdığı ifade edildi.

Konuşmacılar, tarih boyunca yaşanan acıların unutulmaması gerektiğini ancak bunun intikam duygusuyla değil; adaletin tesisi, uluslararası dayanışmanın güçlendirilmesi ve insanlık vicdanının korunması amacıyla değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Birinci Oturum, Tarihi Hafızaya Bilimsel Yaklaşım

İlgar Hüseynli, Ortak Hafızanın Korunması İnsanlığın Görevidir

İlk oturum, Sosyal Stratejik Çalışmalar ve Analitik Araştırmalar Merkezi Başkanı İlgar Hüseynli'nin değerlendirmeleriyle başladı.

Hüseynli, zorunlu göçlerin yalnızca geçmişin konusu olmadığını; uluslararası hukuk, insan hakları ve bölgesel istikrar açısından günümüzde de önemini koruduğunu ifade ederek ortak tarih bilincinin gelecek kuşaklara aktarılmasının önemine dikkat çekti.

Farhad Gashamli, Uluslararası Hukuk Açısından Sürgün Mağdurlarının Hakları

Sosyal Stratejik Çalışmalar ve Analitik Araştırmalar Merkezi Başkan Vekili ve uluslararası uzman Farhad Gashamli, sürgün mağdurlarının uluslararası hukuk çerçevesindeki haklarını değerlendirdi.

Konuşmasında Azerbaycan Türklerinin yaşadığı sürgünleri, Ermeni saldırıları ve Hocalı Katliamı'nı uluslararası hukuk açısından ele alan Gashamli, mağdurların haklarının korunmasının evrensel hukuk açısından önem taşıdığını belirtti.

Dr. Emir Fatih Akbulat, Çerkes Sürgünü Tarihin En Büyük Zorunlu Göçlerinden Biri

Dr. Emir Fatih Akbulat, Çerkes Sürgünü ve Soykırımı'nı tarihsel belgeler ve uluslararası ilişkiler perspektifinden değerlendirdi.

Konuşmasında 19. yüzyılda yaşanan Çerkes Sürgünü'nün milyonlarca insanı etkileyen büyük bir insani felaket olduğunu, zorunlu göçlerin toplumların kültürel hafızasında kalıcı izler bıraktığını ifade etti.

Saffet Erdem, Balkanlar'da İnsanlık Dramı

Bosna Hersek Dostları Vakfı Başkanı Saffet Erdem, Balkan coğrafyasında yaşanan katliamları ve etnik temizlik politikalarını anlattı.

Özellikle Bosna'da yaşanan insanlık dramlarının Avrupa'nın yakın tarihindeki en ağır insan hakları ihlallerinden biri olduğunu belirten Erdem, benzer acıların tekrar yaşanmaması için uluslararası toplumun ortak sorumluluk taşıdığını ifade etti.

Aysu Akbaş: 1989 Bulgaristan Türklerinin Büyük Göçü Unutulmamalıdır

BULTÜRK Genel Sekreteri Aysu Akbaş, "1989 Bulgaristan Türklerinin Büyük Göçü" başlıklı sunumunda Bulgaristan'da Türklere uygulanan asimilasyon politikalarını ve zorunlu göç sürecini anlattı.

Akbaş, isim değiştirme uygulamaları, dil yasağı ve kültürel baskıların yüzbinlerce Bulgaristan Türkünü anayurt Türkiye'ye göç etmek zorunda bıraktığını belirterek bu büyük göçün Türk dünyasının ortak hafızasında önemli bir yer tuttuğunu ifade etti.

Cahit Dak, Doğu Türkistan'daki İnsan Hakları İhlalleri

İsa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Cahit Dak, Doğu Türkistan'da yaşanan insan hakları ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Konuşmasında kültürel kimliğin korunmasının evrensel bir insan hakkı olduğunu belirten Dak, uluslararası toplumun insan hakları ihlallerine karşı ortak duyarlılık göstermesi gerektiğini ifade etti.

Sergi Büyük İlgi Gördü

Konferans sonunda katılımcılar sürgünler ve soykırımlarla ilgili hazırlanan belge ve fotoğraflardan oluşan sergiyi gezdi.

Sergide farklı dönemlerde yaşanan zorunlu göçleri belgeleyen arşiv dokümanları incelenirken, katılımcılar tarihi olaylar hakkında fikir alışverişinde bulundu.

Konferansın Ortak Mesajı; Adalet, Merhamet ve Dünya Barışı

Konferans boyunca öne çıkan en önemli mesajlardan biri, geçmişte yaşanan acıların yeni düşmanlıklar üretmek için değil, insanlığın ortak hafızasını güçlendirmek için hatırlanması gerektiği oldu.

Konuşmacılar, Türk milletinin tarih boyunca merhameti, adaleti ve mazluma sahip çıkan devlet anlayışıyla öne çıktığını, geçmişte yaşanan acıların intikam duygusuyla değil, hukukun üstünlüğü ve insan hakları temelinde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladılar.

Ortak değerlendirmelerde; Geçmiş unutulmamalıdır.  Acılar siyasetin değil insanlığın ortak hafızasıdır.  Adalet olmadan kalıcı barış mümkün değildir.  İnsan hakları evrenseldir.  Ortak hafıza, ortak geleceğin teminatıdır. mesajları ön plana çıktı.

Türklere Yönelik Soykırım ve Zorunlu Göçlerin Tarihi Özeti

Türk toplulukları, özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Balkanlar, Kafkasya ve çeşitli bölgelerde savaşlar, etnik çatışmalar, sürgünler ve zorunlu göçler nedeniyle büyük insani kayıplar yaşamıştır. Osmanlı Devleti'nin son döneminde Balkan Savaşları sırasında milyonlarca Müslüman-Türk yaşadıkları topraklardan göçe zorlanmış; Kafkasya'da Çerkesler, Ahıska Türkleri, Kırım Tatarları ve çeşitli Türk toplulukları farklı dönemlerde kitlesel sürgünlerle karşı karşıya kalmıştır. 1989 yılında ise Bulgaristan'daki zorunlu isim değiştirme ve asimilasyon politikaları sonucunda yüz binlerce Bulgaristan Türkü Türkiye'ye göç etmek zorunda kalmıştır.

Yakın dönemde ise Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde yaşanan çatışmalar ve özellikle Hocalı'da sivillerin öldürülmesi ile birlikte çok sayıda insan yerinden edilmiş, yine Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlalleri uluslararası platformlarda tartışılmaya devam etmiştir. Bu tarihî olaylar değerlendirilirken, yaşanan insani acıların bilimsel araştırmalar, uluslararası hukuk ve insan hakları çerçevesinde ele alınması; geçmişten ders çıkarılarak adaletin, insan onurunun ve kalıcı dünya barışının güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.

Bayrampaşa'da gerçekleştirilen bu uluslararası konferans, yalnızca geçmişte yaşanan sürgünleri ve insanlık dramlarını hatırlatan bir etkinlik olmanın ötesine geçerek, adaletin, merhametin, uluslararası hukukun ve dünya barışının güçlendirilmesi adına önemli bir platform oluşturdu.

Konferansın en güçlü mesajı ise şu cümlede özetlendi:

"Geçmişi unutmayalım; ancak kin için değil, adalet için hatırlayalım. Çünkü kalıcı dünya barışı, ortak hafızayı yaşatan, insan onurunu koruyan ve merhameti esas alan toplumların eseri olacaktır."

yilmazparlar@yahoo.com

International Gathering of Conscience in Bayrampaşa

Conference on Supporting Victims of Exile and Genocide-Related Migrations Strengthens Shared Historical Memory for a Peaceful Future

Remembering the Past is the Key to Building the Peace of Tomorrow

Throughout history, forced deportations, massacres, and compulsory migrations have left profound scars not only on specific nations but on the conscience of all humanity. Remembering these tragedies correctly should foster not revenge, but a commitment to justice, human rights, and lasting peace. The Turkish tradition of statehood and culture has long emphasized compassion, justice, and respect for human dignity. By preserving our collective memory without nurturing hatred, humanity can prevent similar tragedies from occurring again and contribute to a more just, peaceful, and stable world.

With this vision, the International Conference on "Supporting Victims of Exile and Genocide-Related Migrations" highlighted humanitarian tragedies experienced across different regions through historical, legal, and academic perspectives. Its central message was clear:

"Not revenge, but justice; not hatred, but peace; not forgetting, but remembering in order to build a better future."

International Conference Held in Bayrampaşa with Broad Participation

The International Conference on "Supporting Victims of Exile and Genocide-Related Migrations" was held on Friday, 26 June 2026, at the Mehmet Akif Cultural Center in Bayrampaşa.

The event was jointly organized by the BULTÜRK Association, the Agency for State Support to Non-Governmental Organizations of the Republic of Azerbaijan, and the Center for Social Strategic Studies and Analytical Research.

The conference brought together representatives of public institutions, academics, researchers, civil society organizations, and distinguished guests.

Among the attendees were Bayrampaşa District Governor Abdullah Çiftçi and Acting Mayor İbrahim Akın. During the program, the Azerbaijani delegation presented commemorative plaques to both officials in recognition of their support for international cooperation and the organization of the conference.

The conference was moderated by Aysu Akbaş, Secretary General of BULTÜRK. Opening speeches were delivered by Rafet Ulutürk, President of BULTÜRK, and İlgar Hüseynli, President of the Center for Social Strategic Studies and Analytical Research.

Opening Message, Justice and Collective Memory

The opening speakers emphasized that exiles, forced migrations, and genocides should not be viewed merely as painful events of the past. Instead, they represent essential lessons for strengthening international law, protecting human rights, and ensuring peaceful coexistence for future generations.

The speakers underlined that historical tragedies should be remembered not to encourage revenge, but to promote justice, strengthen international solidarity, and preserve the conscience of humanity.

First Session: A Scientific Perspective on Historical Memory

İlgar Hüseynli: Preserving Collective Memory is a Responsibility of Humanity

İlgar Hüseynli stressed that forced migrations remain relevant today, not only as historical events but also as contemporary issues related to international law, human rights, and regional stability. He emphasized the importance of passing historical awareness on to future generations.

Farhad Gashamli: The Rights of Exile Victims under International Law

International expert Farhad Gashamli discussed the legal rights of victims of forced displacement within the framework of international law.

His presentation focused on the deportations suffered by Azerbaijani Turks, atrocities committed against civilians, and the Khojaly Massacre, emphasizing the universal importance of protecting victims' rights through international legal mechanisms.

Dr. Emir Fatih Akbulat: The Circassian Exile as One of History's Greatest Forced Migrations

Dr. Emir Fatih Akbulat examined the Circassian Exile and genocide from historical and international relations perspectives.

He described the nineteenth-century Circassian deportation as one of the largest humanitarian disasters of its era, leaving deep cultural and demographic consequences that continue to shape collective memory today.

Saffet Erdem: Human Tragedies in the Balkans

Saffet Erdem, President of the Bosnia and Herzegovina Friends Foundation, presented historical examples of massacres and ethnic cleansing in the Balkans.

He noted that the suffering experienced in Bosnia remains one of Europe's gravest human rights tragedies in recent history and stressed the shared international responsibility to prevent similar atrocities in the future.

Aysu Akbaş: The 1989 Great Migration of Bulgarian Turks Must Not Be Forgotten

Aysu Akbaş presented a detailed study on the 1989 Great Migration of Bulgarian Turks, describing assimilation policies, forced name changes, restrictions on the Turkish language, and cultural oppression that compelled hundreds of thousands of Bulgarian Turks to migrate to Türkiye.

She emphasized that this migration remains an important part of the collective memory of the Turkic world.

Cahit Dak: Human Rights Violations in East Turkistan

Cahit Dak, President of the Isa Yusuf Alptekin Foundation, addressed ongoing human rights concerns in East Turkistan.

He highlighted that preserving cultural identity is a universal human right and called for greater international awareness regarding human rights violations.

Historical Exhibition Attracted Great Interest

Following the academic sessions, participants visited a special exhibition displaying historical documents, photographs, and archival materials related to forced migrations and genocides.

The exhibition provided visitors with an opportunity to examine historical evidence while engaging in discussions about preserving historical memory.

Conference's Common Message, Justice, Compassion and World Peace

One of the strongest messages throughout the conference was that historical suffering should never become a source of new hatred, but rather a foundation for strengthening humanity's shared memory.

Speakers emphasized that throughout history the Turkish nation has been distinguished by compassion, justice, and protecting oppressed peoples. Past tragedies, they argued, should be approached through the principles of the rule of law, human rights, and reconciliation rather than revenge.

The conference concluded with several key messages:

History must never be forgotten. Human suffering belongs to the common heritage of humanity, not political agendas. Lasting peace cannot exist without justice. Human rights are universal. Collective memory is the guarantee of a peaceful future.

A Brief Historical Overview of Genocides and Forced Migrations Affecting Turkic Communities

Throughout the nineteenth and twentieth centuries, many Turkic communities experienced wars, ethnic conflicts, forced deportations, and mass migrations across the Balkans, the Caucasus, and neighboring regions. During the final years of the Ottoman Empire, millions of Muslim Turks were displaced by the Balkan Wars. Circassians, Meskhetian Turks, Crimean Tatars, and other Turkic peoples also endured large-scale deportations in different historical periods. In 1989, assimilation policies and forced name changes in Bulgaria resulted in the mass migration of hundreds of thousands of Bulgarian Turks to Türkiye.

More recently, conflicts in the Karabakh region, including the killings of civilians in Khojaly, displaced many people, while reports concerning human rights issues in East Turkistan continue to receive international attention. Examining these events through historical research, international law, and human rights contributes to strengthening justice, protecting human dignity, and promoting lasting world peace.

The International Conference held in Bayrampaşa became far more than a remembrance of historical suffering. It served as an important international platform promoting justice, compassion, international law, dialogue, and world peace.

The conference's most powerful message was expressed in the following words:

"Let us remember the past—not for revenge, but for justice. Lasting world peace can only be built by societies that preserve collective memory, protect human dignity, and uphold compassion."

 yilmazparlar@yahoo.com

14 Haziran 2026 Pazar

Zafer Partisi-Atatürk’ün Kızları-Yılmaz Parlar

 

  

Zafer Partisi’nden Anlamlı Buluşma, “Atatürk’ün Kızları” Pendik’te Bir Araya Geldi

Atatürk’ün Kızları Büyük Buluşmada Seslerini Yükseltti

Kadın Çökerse Toplum Çöker

Zafer Partisi’nden Tarihi Toplantı

Kadın, Aile ve Gelecek İçin Güçlü Mesajlar

 “Atatürk’ün Kızları” projesinin yalnızca bir toplantıdan ibaret kalmaması, aksine Türkiye’nin dört bir yanına yayılan sürekli bir eğitim ve farkındalık platformuna dönüşmesi hedeflenmektedir.

Projenin temel hedeflerinden biri de, Atatürk’ün çizdiği çağdaş, üretken ve özgüvenli Türk kadını modelini günümüz Türkiye’sinde daha görünür kılmaktır.

Bu yaklaşım, kadın haklarının yalnızca hukuk metinlerinde yer almasıyla sınırlı kalmamasını; başka bir ifadeyle “de jure” (hukuken var olan) hakların “de facto” (fiilen uygulanan) haklara dönüşmesini hedeflemektedir.

Böylece kadın-erkek eşitliğinin yalnızca yasal düzenlemelerde değil, sosyal hayatın her alanında güçlendirilmesi amaçlanmaktadır.

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Kadının Yeni Yürüyüşü

Türk Kadınının Aydınlık Yürüyüşü, Geçmişten Geleceğe Cumhuriyetin En Güçlü Mirası

Bir milletin medeniyet seviyesi, kadına verdiği değerle ölçülür. Türk kadını, tarih boyunca devlet kuran, cephede savaşan, aileyi ve toplumu ayakta tutan kurucu bir güç olmuştur.

Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ise Türk kadınının sahip olduğu hakların önündeki engelleri kaldırarak onu çağdaş dünyanın öncü kadınları arasına taşımıştır.

Bugün “Atatürk’ün Kızları” ifadesi yalnızca bir tanımlama değil; Cumhuriyet değerlerine, çağdaşlığa, üretime, bilime ve milli egemenliğe sahip çıkan kadınların ortak idealini temsil etmektedir. Bu nedenle “Atatürk’ün Kızları” fikri, yalnızca bir toplantının değil, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına yön verecek toplumsal bir vizyonun adıdır.

Zafer Partisi’nden Anlamlı Buluşma: “Atatürk’ün Kızları” Pendik’te Bir Araya Geldi

Zafer Partisi tarafından 13 Haziran 2026 Cumartesi günü İstanbul Pendik’te düzenlenen “Atatürk’ün Kızları” programı, Türk kadınının Cumhuriyet tarihindeki yerini ve gelecekte üstleneceği rolü yeniden gündeme taşıyan önemli bir etkinlik olarak dikkat çekti.

Toplantıya Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ ile Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suzan Küçüksaraç katıldı. Programda ayrıca Zafer Partisi İstanbul İl Başkanı Hakan Akşit ve İstanbul İl Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Başkanı Demet Ulusoy da konuşmalar gerçekleştirdi.

Etkinlikte, Cumhuriyet’in kurucu değerleri, Türk kadınının tarihsel kazanımları ve Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında kadınların üstleneceği roller ele alındı.

Atatürk Türk Kadınına Hak Vermedi; Haklarının Önündeki Engelleri Kaldırdı

Toplantıda vurgulanan en önemli hususlardan biri, Atatürk’ün Türk kadınına bakış açısı oldu. Atatürk, kadın haklarını bir lütuf olarak değil, doğal ve vazgeçilmez bir hak olarak değerlendirmiştir.

Bu doğrultuda gerçekleştirilen devrimler, dönemin dünyasında dahi örnek gösterilecek nitelikteydi:

1926 Medeni Kanunu ile kadınlara mirasta eşitlik, boşanma hakkı ve tek eşli aile düzeni getirildi.

1930 Belediye Kanunu ile kadınlara belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanındı.

1933 Köy Kanunu ile kadınlar muhtar ve ihtiyar meclisi üyesi olabildi.

1934 Anayasa Değişikliği ile Türk kadını milletvekili seçme ve seçilme hakkını birçok Batı ülkesinden önce elde etti.

Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir.” sözü, onun kadın konusundaki vizyonunun en özlü ifadesi olarak tarihe geçmiştir.

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılında Yeni Hedef, Üreten, Yöneten ve Lider Kadın

Atatürk’ün Kızları” toplantısında dile getirilen temel düşünce, Türk kadınının yalnızca geçmiş kazanımlarını koruması değil, bilimde, teknolojide, girişimcilikte, siyasette ve ekonomide daha güçlü biçimde yer alması gerektiği oldu.

Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla temsil edilmesi, yerel yönetimlerde etkin rol üstlenmesi ve ekonomik hayatta güçlenmesi gerektiği vurgulandı. Özellikle genç kızların eğitim, kariyer ve liderlik alanlarında desteklenmesinin Cumhuriyet’in geleceği açısından stratejik önem taşıdığı ifade edildi.

“Atatürk’ün Kızları” Bir Toplantının Ötesinde Bir Toplumsal Projeye Dönüşebilir

Etkinlikte ortaya çıkan en dikkat çekici vizyonlardan biri, “Atatürk’ün Kızları” fikrinin yalnızca belirli bir programla sınırlı kalmaması yönündeki beklenti oldu.

Bu kapsamda, Türkiye’nin her il ve ilçesinde düzenlenecek gezici seminerler ve konferanslarla genç kızlara yönelik:

Cumhuriyet tarihi, liderlik eğitimi, girişimcilik, meslek edinme, bilim ve teknoloji farkındalığı

alanlarında sürekli eğitim veren bir platform oluşturulmasının önemli katkılar sağlayabileceği değerlendirilmektedir.

Böyle bir yapı, genç nesillerin Cumhuriyet devrimlerini doğrudan öğrenmesine ve Atatürk’ün çağdaşlaşma vizyonunu daha yakından tanımasına katkı sunacaktır.

Karadeniz Vapuru’ndan Günümüze: Atatürk’ün Vizyoner İletişim Gücü

Programın zamanlaması da dikkat çekiciydi. Bir gün önce, 12 Haziran Türkiye Marka Günü kapsamında düzenlenen Marka Zirvesi, Türkiye’nin marka değerine vurgu yapmıştı.

Nitekim Atatürk, 1926 yılında Karadeniz Vapuru ile Türk mallarını dünyaya tanıtmak amacıyla gerçekleştirdiği gezici fuar projesiyle yalnızca ekonomik değil, iletişim ve marka yönetimi açısından da çağının ötesinde bir vizyon sergilemişti. Dünya marka literatüründe örnek gösterilen bu girişim, Türkiye’nin uluslararası tanıtım tarihinde öncü adımlardan biri olarak kabul edilmektedir.

Bugün de Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında, toplumsal kalkınmanın en güçlü unsurlarından biri yine eğitimli, üretken ve özgüvenli Türk kadını olacaktır.

Cumhuriyetin İkinci Yüzyılına Yönelik Vizyon: “Atatürk’ün Kızları” Bir Toplumsal Harekete Dönüşüyor

Cumhuriyet’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün milletle doğrudan temas kurarak Anadolu’yu karış karış dolaşması gibi, toplumla iç içe siyaset anlayışının bu vizyonun temelini oluşturduğu ifade edilmektedir.

Bu kapsamda “Atatürk’ün Kızları” platformunun; gezici seminerler, konferanslar ve eğitim programları aracılığıyla her il ve ilçede genç kızlara ulaşması planlanmaktadır.

Platformun, Cumhuriyet tarihi, liderlik, girişimcilik, meslek edinme ve kişisel gelişim alanlarında sürekli eğitimler sunarak özellikle genç nesillerin Cumhuriyet devrimlerini doğrudan öğrenmelerine katkı sağlaması amaçlanmaktadır.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın Türkiye’nin farklı bölgelerini ziyaret ederek yürüttüğü saha çalışmalarının da, milletle doğrudan temas kuran siyaset anlayışının bir yansıması olduğu değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede “Atatürk’ün Kızları” platformunun, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında milli kimliği güçlendiren ve kadınların toplumsal hayata katılımını artıran önemli bir girişim olabileceği ifade edilmektedir.

Program kapsamında dile getirilen görüşlerde, Türk kadınının siyasette, yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almasının önemine dikkat çekildi.

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında Türk kadınlarının bilim, teknoloji ve girişimcilik alanlarında daha güçlü bir konuma ulaşmasının Türkiye’nin kalkınması açısından stratejik değer taşıdığı vurgulandı.

Ayrıca Türk aile yapısını korurken kadınların ekonomik ve sosyal hayatta daha etkin rol üstlenmesini sağlayacak politikaların geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. Özellikle genç kızların eğitim, kariyer ve liderlik alanlarında önlerini açacak yeni projelerin hayata geçirilmesinin, Türkiye’nin geleceğine yapılacak en önemli yatırımlardan biri olduğu belirtildi.

Bu yönüyle “Atatürk’ün Kızları”, yalnızca geçmişe duyulan bir vefa değil; Cumhuriyet’in kurucu değerlerini geleceğe taşıma iradesinin de güçlü bir ifadesi olarak öne çıkmaktadır.



 “Atatürk’ün Kızları” Cumhuriyet Mirasının Geleceğe Taşınmasıdır

“Atatürk’ün Kızları” olmak; Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkmak, bilimi rehber edinmek, üretmek, yönetmek ve toplumsal ilerlemeye katkı sunmak demektir.

Türk kadınının tarihsel birikimi ile Cumhuriyet değerlerini buluşturan bu tür etkinlikler, yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin geleceğinin de şekillenmesine katkı sağlayacaktır.

Zafer Partisi, Pendik’te düzenlediği “Atatürk’ün Kızları” adlı anlamlı toplantıda Türk kadınının sesi oldu.

Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suzan Küçüksaraç, İstanbul İl Başkanı Hakan Akşit ve İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Demet Ulusoy’un konuşmaları damga vurdu.

Ümit Özdağ, “Atatürk’ün Kızları, Sizleri Saygıyla Selamlıyorum”

Genel Başkan Özdağ, konuşmasında kadının toplumdaki belirleyici rolünü vurgulayarak şu çarpıcı ifadeleri kullandı:

“Bugün burada görünmeyen, çoğu zaman görünmek istemeyen, emeğiyle bu ülkeyi ayakta tutan kadınların sessiz çığlığını güçlü bir haykırışa çevirmek için bir araya geldik.”

Atatürk Kadını Görünür Kıldı, Şimdi Gerileme Var

Özdağ, Atatürk’ün Türk kadınına kazandırdığı hakları hatırlatarak:

“Atatürk ve Cumhuriyet, Türk kadınına sadece seçme ve seçilme hakkı vermedi; kadını görünür kıldı, vatandaş yaptı, eğitime taşıdı, meslek sahibi yaptı, kamusal hayatın öznesi haline getirdi.”

Ancak bugün gelinen noktada bir gerileme yaşandığını belirten Özdağ, şöyle devam etti:

“Adeta görünmez bir el, kadını görünmez hale getirmeye çalışıyor, geriye itmeye çalışıyor. Açık yasaklarla yapmıyor bunu. Ekonomik baskıyla, güvencesizlikle, yoksullukla ve korkuyla adeta geleceğini elinden alıyor.”

250 Lirayla Pazara Giden Kadının 10 Lira İçin Vazgeçmesi

Türkiye’deki yoksulluğun kadın üzerindeki ağır yüküne dikkat çeken Özdağ, yaşadığı bir anısını paylaştı:

“Ümraniye'de bir kadın, engelli kızı için sorular sordu. Pazara birlikte gittik. 250 lirayla bir kilo pırasa, bir kilo havuç aldı. Mor lahana için 50 lira istediler. ‘40 liraya varsa alayım, yoksa almıyorum’ dedi. 10 lira için vazgeçti. Bu sadece bir kadının değil, bütün Türkiye’nin gerçeği.”

4 Milyon Uyuşturucu, 2 Milyon Kumar Bağımlısı

Özdağ, bağımlılıkla mücadelede annelerin fedakârlığını şu sözlerle anlattı:

“Ankara’da yaptığımız toplantıda bir anne dedi ki: ‘Oğlum evdeki her şeyi sattı, buzdolabını, şofbeni bile sattı. Beni dövdü, evi yaktı. Şimdi hapiste, çok şükür rahatım.’ Sonra yanıma geldi: ‘Oğlumun dişleri döküldü, yemek yiyemiyor, dişlerini yaptırabilir misiniz?’ dedi. İşte Türk kadınının yüreği bu.”

Sokaklarda Devlet Yok, Çeteler Var

Kadınların sokakta yaşadığı güvenlik krizine değinen Özdağ,

İstiklal Caddesi'nde gece 12'de bir kadın korkmadan yürüyebilir mi? Metrobüste tek başına yolculuk yapabilir mi? 14 yaşında Ahmet çetelertarafından katledildi, 15 yaşında Atlas sokak ortasında bıçaklandı. Sokaklara devleti geri getireceğiz.”

Türkiye Ortadoğululaşıyor

Özdağ’ın konuşmasının en dikkat çeken bölümlerinden biri de göç politikalarının kadın ve çocuk üzerindeki etkilerine dairdi:

“Türkiye'nin kalıcı şekilde Ortadoğu'nun bir parçası olması kadar büyük bir tehdit yoktur. Zafer Partisi, sığınmacılar vatanlarına dönsün derken aynı zamanda Türkiye'nin Ortadoğululaşması sürecini sona erdirip geri çevirmeyi hedefleyen tek partidir.”

Kendi Eleştirisini de Yaptı, Kadın Seçmende Eksiğimiz Var

Özdağ, rakamları paylaşarak samimi bir itirafta bulundu:

“100 seçmenimizden 73’ü erkek, 27’si kadın. Bu büyük bir eksiklik. Türk kadınının haklarını bizden iyi savunan yok, ama anlatamıyoruz. Bundan sonra anlatacağız.”

Atatürk’ü Sevmeyeni Sevmiyoruz

Konuşmasının sonunda net bir çizgi çizen Özdağ:

“Bir genç kız ‘Müslüman mısınız?’ diye sordu. ‘Elhamdülillah ama 2002’den beri değil, bin yıldan beri’ dedim. Sonra ‘Siz bizi İstiklal Mahkemelerinde astınız’ dedi. Dedim ki: ‘Kızım, senin derdin Atatürk’le.’ Biz Atatürk’ü sevmeyenleri sevmiyoruz. Atatürk’ten taviz verenlerle bir araya gelmemiz mümkün değil.”

Suzan Küçüksaraç, Türk Kadını Uyanmalı, Biz Evlere Kapatılmayacağız

Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suzan Küçüksaraç, duygusal ve kararlı konuşmasında şu mesajları verdi:

“Ben bir kadınım, bir evladım. Çocuğumu okula gönderirken sağ salim dönecek mi diye endişeleniyorum. Eşinden şiddet gören, toplumda dışlanan kadınlar var. Ama biz bunu asla kabul etmeyeceğiz. Biz Türk kadınıyız, Harem selamı vermedik, birlikte ayaktayız.”

“Çocuklarımızı tarikatlara, ne dediği belirsiz insanlara teslim etmeyeceğiz. Saray rejimine asla boyun eğmeyeceğiz. Ben bayrağıma baktığımda yüreğim yanıyor. Kimsenin senin bildiğin yerlerle oynamasına izin vermeyin.”

“Zafer Partisi’nde hayat var, umut var. Lütfen Türk kadını uyanmalı artık.”

Demet Ulusoy, Susmak Atatürk’ün Kızlarına Yakışmaz

İstanbul İl Kadın Kolları Başkanı Demet Ulusoy, etkileyici konuşmasında:

“Bizler Mustafa Kemal’in sözünü yere düşüren evlatlarıyız. Çocuklarımızın geleceği ağır tehdit altındayken susmak Atatürk’ün kızlarına yakışmaz.”

“Bu mücadele sadece bir siyasi hareket değil, bir vatan savunmasıdır. Evlatlarımızın özgür yaşayacağı bir vatan bırakmak namus borcumuzdur.”

“Bugün burada yaktığımız meşale İstanbul’dan başlayıp 81 ili saracaktır. O meşale Cumhuriyet ateşidir, vatan toprağını namusu bilen Türk kadınının mücadelesidir. Biz o ateşle karanlığı boğacağız, adeti küle çevireceğiz.”

Hakan Akşit, Zafer, En Fazla Kadın İlçe Başkanı Olan Partidir

İstanbul İl Başkanı Hakan Akşit ise kadın teşkilatlanmasının önemine vurgu yaparak:

“Zafer Partisi, en fazla kadın ilçe başkanına sahip teşkilattır. Kadınlarımızın emeği ve özverisiyle bugünlere geldik.”

Toplantıda kadınlardan oluşan Pendik Halk Dansları Topluğu renk kattı. Ata Barı çok alkış aldı..

Ne mutlu Cumhuriyet’in aydınlık mirasını yaşatanlara…

Ne mutlu Atatürk’ün izinden yürüyen kadınlara…

Ne mutlu “Atatürk’ün Kızları”na.

yilmazparlar@yahoo.com

Daughters of Ataturk
Meaningful Gathering from the Zafer Party, "Daughters of Ataturk" Came Together in Pendik


Daughters of Ataturk Raised Their Voices at the Great Gathering

If Women Collapse, Society Collapses


Historic Meeting from the Zafer Party

Strong Messages for Women, Family, and the Future


The "Daughters of Ataturk" project aims not to remain just a meeting, but to transform into a continuous education and awareness platform spreading to all corners of Turkey.
One of the main objectives of the project is to make the contemporary, productive, and self-confident Turkish woman model, as drawn by Ataturk, more visible in today's Turkey.


This approach aims to ensure that women's rights are not limited to being merely in legal texts; in other words, it aims to transform "de jure" (legally existing) rights into "de facto" (actually applied) rights.
Thus, it is aimed to strengthen gender equality not only in legal regulations but in every area of social life.
The New March of Women in the Second Century of the Republic
The Enlightened March of Turkish Women, the Strongest Heritage of the Republic from Past to Future
The level of civilization of a nation is measured by the value it gives to women. Throughout history, Turkish women have been a foundational force that established states, fought on the front lines, and kept the family and society standing.
The founder of the Republic, Gazi Mustafa Kemal Ataturk, removed the obstacles in front of Turkish women's rights and carried them among the leading women of the contemporary world.
Today, the expression "Daughters of Ataturk" is not just a definition; it represents the common ideal of women who embrace the values of the Republic, modernity, production, science, and national sovereignty. Therefore, the idea of "Daughters of Ataturk" is the name of not just a meeting, but a social vision that will shape the second century of the Republic.
Meaningful Gathering from the Zafer Party: "Daughters of Ataturk" Came Together in Pendik
The "Daughters of Ataturk" program organized by the Zafer Party on Saturday, June 13, 2026, in Pendik, Istanbul, drew attention as an important event that brought the place of Turkish women in the history of the Republic and the role they will undertake in the future back to the agenda.
Zafer Party Chairman Prof. Dr. Umit Ozdag and Zafer Party Deputy Chairman responsible for Women, Family and Children Policies, Suzan Kuçuksarac, attended the meeting. Within the program, Zafer Party Istanbul Provincial Chairman Hakan Aksit and Istanbul Provincial President responsible for Women, Family and Children Policies, Demet Ulusoy, also made speeches.
At the event, the founding values of the Republic, the historical gains of Turkish women, and the roles women will undertake in the second century of the Republic were discussed.
Ataturk Did Not Give Rights to Turkish Women; He Removed the Obstacles in Front of Their Rights
One of the most important points emphasized at the meeting was Ataturk's perspective on Turkish women. Ataturk evaluated women's rights not as a favor, but as a natural and indispensable right.
The revolutions carried out in this direction were exemplary even for the world of that period:
With the 1926 Civil Code, equality in inheritance, the right to divorce, and a monogamous family order were granted to women.
With the 1934 Constitutional Amendment, Turkish women gained the right to elect and be elected as members of parliament before many Western countries.
Ataturk's statement, "Everything in the world is the work of women," has gone down in history as the most concise expression of his vision on women.
The New Target in the Second Century of the Republic: The Producing, Managing, and Leading Woman
The main idea expressed in the "Daughters of Ataturk" meeting was that Turkish women should not only protect their past gains but also take a stronger place in science, technology, entrepreneurship, politics, and the economy.
It was emphasized that women should be represented more in decision-making mechanisms, take active roles in local governments, and become empowered in economic life. It was stated that supporting young girls in education, career, and leadership is strategically important for the future of the Republic.
"Daughters of Ataturk" Can Transform into a Social Project Beyond a Meeting
One of the most striking visions that emerged at the event was the expectation that the idea of "Daughters of Ataturk" would not be limited to a specific program.
In this context, it is considered that creating a platform that provides continuous education for young girls in areas such as:
History of the Republic, leadership training, entrepreneurship, vocational acquisition, science and technology awareness,
through mobile seminars and conferences to be held in every province and district of Turkey, could make significant contributions.
Such a structure will contribute to younger generations directly learning about the Republic's revolutions and getting to know Ataturk's vision of modernization more closely.
From the Karadeniz Ferry to Today: Ataturk's Visionary Communication Power
The timing of the program was also noteworthy. The previous day, the Brand Summit organized within the scope of June 12th Turkey Brand Day emphasized Turkey's brand value.
Indeed, with his traveling fair project carried out on the Karadeniz Ferry in 1926 to introduce Turkish goods to the world, Ataturk displayed a vision beyond his time not only economically but also in terms of communication and brand management. This initiative, cited as an example in the world brand literature, is considered one of the pioneering steps in the history of Turkey's international promotion.
Today, in the second century of the Republic, one of the strongest elements of social development will again be the educated, productive, and self-confident Turkish woman.
Vision for the Second Century of the Republic: "Daughters of Ataturk" is Transforming into a Social Movement
It is stated that the understanding of politics intertwined with society, like the founder of the Republic, Gazi Mustafa Kemal Ataturk, touring Anatolia from place to place by establishing direct contact with the nation, forms the basis of this vision.
In this context, it is planned for the "Daughters of Ataturk" platform to reach young girls in every province and district through mobile seminars, conferences, and training programs.
The platform aims to contribute to especially younger generations directly learning about the Republic's revolutions by offering continuous training in the fields of Republic history, leadership, entrepreneurship, vocational acquisition, and personal development.
It is considered that the field studies carried out by Zafer Party Chairman Prof. Dr. Umit Ozdag by visiting different regions of Turkey are also a reflection of this political understanding that establishes direct contact with the nation.
In this framework, it is stated that the "Daughters of Ataturk" platform could be an important initiative that strengthens national identity and increases women's participation in social life in the second century of the Republic.
In the views expressed within the program, attention was drawn to the importance of Turkish women taking more place in politics, local governments, and decision-making mechanisms.
It was emphasized that Turkish women reaching a stronger position in science, technology, and entrepreneurship in the second century of the Republic has strategic value for Turkey's development.
Furthermore, it was stated that policies that protect the Turkish family structure while enabling women to take more active roles in economic and social life need to be developed. It was particularly noted that implementing new projects that clear the path for young girls in education, career, and leadership is one of the most important investments for Turkey's future.
In this respect, "Daughters of Ataturk" stands out not only as a homage to the past but also as a strong expression of the will to carry the founding values of the Republic into the future.
"Daughters of Ataturk" is Carrying the Republic's Heritage to the Future
Being a "Daughter of Ataturk" means embracing the gains of the Republic, taking science as a guide, producing, managing, and contributing to social progress.
Such events, which bring together the historical accumulation of Turkish women and the values of the Republic, will contribute not only to today but also to shaping the future of Turkey.

The Zafer Party became the voice of Turkish women at the meaningful meeting named "Daughters of Ataturk" organized in Pendik.
The speeches of Zafer Party Chairman Prof. Dr. Umit Ozdag, Deputy Chairman responsible for Women, Family and Children Policies Suzan Küçüksaraç, Istanbul Provincial Chairman Hakan Aksit, and Istanbul Provincial Women's Branch President Demet Ulusoy left their mark.
Umit Ozdag, "I Respectfully Salute You, Daughters of Ataturk"
Chairman Ozdag emphasized the determining role of women in society and used the following striking expressions in his speech:
"Today, we have come together here to turn the silent scream of women who are invisible, who often do not want to be seen, who keep this country standing with their labor, into a powerful outcry."
Ataturk Made Women Visible, Now There is Regression
Reminding the rights Ataturk granted to Turkish women, Ozdag said:
"Ataturk and the Republic did not just give Turkish women the right to vote and be elected; they made women visible, made them citizens, carried them to education, made them have professions, made them the subject of public life."
Stating that there is a regression at the point reached today, Ozdag continued:
"An invisible hand is trying to make women invisible, trying to push them back. It doesn't do this with open bans. It is taking away their future with economic pressure, insecurity, poverty, and fear."
The Woman Going to the Market with 250 Liras Giving Up for 10 Liras
Drawing attention to the heavy burden of poverty on women in Turkey, Ozdag shared a memory he experienced:
"A woman in Umraniye asked questions for her disabled daughter. We went to the market together. With 250 liras, she bought a kilo of leeks and a kilo of carrots. They asked for 50 liras for purple cabbage. She said, 'If it's available for 40 liras, let me buy it, if not, I'm not buying it.' She gave up for 10 liras. This is not just the reality of one woman, but of all of Turkey."
4 Million Drug Addicts, 2 Million Gambling Addicts
Ozdag described the sacrifice of mothers in the fight against addiction with these words:
"In a meeting we held in Ankara, a mother said: 'My son sold everything at home, even sold the refrigerator and the water heater. He beat me, set the house on fire. Now he's in prison, thank God I'm relieved.' Then she came to me: 'My son's teeth have fallen out, he can't eat, can you get his teeth fixed?' she said. This is the heart of a Turkish woman."
There is No State on the Streets, There are Gangs
Addressing the security crisis women experience on the streets, Ozdag asked,
"Can a woman walk on Istiklal Avenue at midnight without fear? Can she travel alone on the metrobus? 14-year-old Ahmet was murdered by gangs, 15-year-old Atlas was stabbed in the street. We will bring the state back to the streets."
Turkey is Becoming Middle Easternized
One of the most striking parts of Ozdag's speech was about the effects of migration policies on women and children:
"There is no greater threat than Turkey permanently becoming a part of the Middle East. While the Zafer Party says asylum seekers should return to their homeland, it is the only party that aims to end and reverse the process of Turkey becoming Middle Easternized."
He Also Criticized Himself, We Are Lacking Among Female Voters
Ozdag shared the numbers and made a sincere confession:
"Out of 100 of our voters, 73 are men, 27 are women. This is a big shortcoming. There is no one who defends the rights of Turkish women better than us, but we cannot explain it. From now on, we will explain."
We Do Not Love Those Who Do Not Love Ataturk
Drawing a clear line at the end of his speech, Ozdag said:
"A young girl asked, 'Are you Muslim?' I said, 'Alhamdulillah, but not since 2002, for a thousand years.' Then she said, 'You hanged us in the Independence Courts.' I said, 'Girl, your issue is with Ataturk.' We do not love those who do not love Ataturk. It is not possible for us to come together with those who compromise on Ataturk."
Suzan Küçüksaraç: Turkish Women Must Wake Up, We Will Not Be Confined to Homes
Zafer Party Deputy Chairman responsible for Women, Family and Children Policies, Suzan Küçüksaraç, gave the following messages in her emotional and determined speech:
"I am a woman, a child. When I send my child to school, I worry whether he will return safely. There are women who are subjected to violence by their husbands, who are ostracized in society. But we will never accept this. We are Turkish women, we never gave the Harem salute, we stand together."
"We will not surrender our children to sects, to people whose intentions are unclear. We will never bow down to the palace regime. When I look at my flag, my heart burns. Do not let anyone interfere with your known values."
"There is life, there is hope in the Zafer Party. Please, Turkish women must wake up now."
Demet Ulusoy: Silence Does Not Suit the Daughters of Ataturk
Istanbul Provincial Women's Branch President Demet Ulusoy said in her impressive speech:
"We are the children who have dropped Mustafa Kemal's word to the ground. While the future of our children is under serious threat, silence does not suit the daughters of Ataturk."
"This struggle is not just a political movement, it is a defense of the homeland. Leaving a homeland where our children can live freely is a debt of honor."
"The torch we light here today will start from Istanbul and cover 81 provinces. That torch is the fire of the Republic, the struggle of Turkish women who consider the homeland soil their honor. We will suffocate the darkness with that fire, we will turn custom into ashes."
Hakan Aksit: Zafer is the Party with the Most Female District Presidents
Istanbul Provincial Chairman Hakan Aksit emphasized the importance of women's organization and said:
"The Zafer Party is the organization with the most female district presidents. We have come to this day with the effort and devotion of our women."
Blessed are those who keep alive the enlightened heritage of the Republic…
Blessed are the women who walk in Ataturk's path…
Blessed are the "Daughters of Ataturk."
yilmazparlar@yahoo.com